Ana içeriğe atla

Orman Yangınları Üzerine: Güçlü Devlet

 

Devlet, siyaset bilimi disiplini içerisinde tanımı, içeriği, nedenleri, unsurları, kapsamı ve görevleri açısından tartışılan kavramların başında gelmektedir. Devletin tanımına ilişkin bir uzlaşının bulunduğunu söylemek güçtür. Tanımlamaya ilişkin bu farklılıklara rağmen, devlete ait incelemeler modern öncesi dönem ve modern dönem sonrası şeklindedir. Modern öncesi dönemde devlete ilişkin rollerin daha sınırlı olduğunu, modern sonrası dönemde ortaya çıkan ulus devlet modeli ile devletin etki alanın genişlediğini belirtmek gerekir. Modern devlet, meşruiyetin kaynağının seküler olması ve egemenlik anlayışının halka dayanması açısından ön plana çıkmaktadır. Bu açıdan modern devlet, vatandaşlarına karşı sorumlu bir yapı görünümdedir.

Peki devlet nasıl tanımlanmalı, ne şekilde ele alınmalıdır? Devlet, her şeyden önce kurumlar kurumudur. Weber’in ifadesiyle “Meşru şiddet tekelini elinde barındıran tek aygıttır.” Belli bir toprak parçası üzerinde bireylerin can ve mal güvenliğini temin eden, yasalar ve kurumlarıyla toplumsal hayatı düzenleyen teknik bir organizasyon biçimi olmasının yanında; egemenliğin asli unsuru olan milletin geleceğe yönelik ideallerini kapsayan tinsel bir yapıdır. Teknik bir organizasyon biçimi ve tinsel bir yapı, devlet ve millet ilişkisinin güçlendirilmesi noktasında önemli rol oynamaktadır. Nitekim Türk devlet idaresindeki “töre” bu duruma tekabül etmektedir. İslamiyet öncesindeki kut anlayışı, sözlü gelenek, toplumsal yapı ve roller, kutsal devlet anlayışını meydana getiren temel dinamikler olmuştur. Ardından İslam’ın evrensel idare anlayışı, otorite ve misyonu ile Roma ve Fars idaresinin etkisi, Türklerde kutsal devlet anlayışını güçlendirmiştir. Modernleşme ve Batıdaki siyasal, toplumsal ve ekonomik değişikliklerin yaratmış olduğu etki, Türk modernleşmesi ile Türk devlet idaresini belli ölçüde dönüştürmüştür. İmparatorluktan ulus devlete geçişte egemenliğin kaynağı, hukuk sistemi ve toplumsal roller değişse de bu değişiklik içerisinde kutsal devlet anlayışı varlığını korumuş, günümüze bu şekilde ulaşmıştır.

Devleti, kurumlar ve yasalar var eder, ayakta tutar. Kurumları doğru çalışan, adaleti tesis eden ve vatandaşlarına refah içinde yaşama olanağı sunan devlet, güçlü devlettir. Türkiye, tarihi ve askeri açıdan güçlü, refah düzeyi ve kurumları bakımından zayıf bir devlettir. Böyle söyleyince bazıları tahminimce kızacaklar, kızsınlar! Lise döneminde yazları turizm bölgesinde çalışırken, İskandinav ülkelerinde asgari ücretle yaşayanların “cennet vatanımızda” rahatça tatil yapabildiğini, bu ülkenin “memur ailelerinin ki Türkiye şartlarında orta-üst kesime denk gelir” kıt kanaat geçinebildiğinin farkındalığı, elbette bazı konularda fikirlerimi etkilemişti. Burada konuyu, tatil üzerinden indirgemeci bir yaklaşımla ele almıyorum. Bir örnek üzerinden genel bir refah standardından bahsediyorum. Kanada’da pizzacı olarak çalışmayı hedefleyen mühendislerden, mimarlardan söz etmiyorum bile! Öte yandan Türkiye, köklü bir idareye sahip olmasına rağmen, askeri alanın dışındaki kurumları güçlü ve sürdürülebilir değildir. Haliyle refah düzeyinin ortalaması ve kurumların güçlü olmaması bu değerlendirmeleri kaçınılmaz kılıyor.

Güçlü devlet konusu, kriz dönemlerinde ister istemez daha çok gündeme geliyor. Doğal afetlerin önlenmesi noktasında karnemizin pek parlak olmadığını Karadeniz’de yaşanan sellerden, sık sık meydana gelen depremlerden maalesef biliyoruz. Son 5 günde, 35 farklı ilde meydana gelen 125 orman yangını meydana getirdiği sonuçlar ve kurumların bu konuda yetersiz kalması, toplumsal vicdanı ciddi manada olumsuz etkiledi. Orman yangınlarının önlenmesinde hangi adımların atılması gerektiğini, bununla ilgili kurumsal stratejilerin neler olduğunu konu uzmanlarının daha iyi bildiğini düşündüğümden bu konuda bir şey belirtme ihtiyacı duymuyorum fakat gündemdeki gelişmelerle ilgili birkaç söz söylemek gerekiyor.

Yetki ve sorumluluk arasındaki ilişki basittir: Yetki varsa, sorumluluk vardır. Güçlü devletlerde yangınlar, seller, depremler vb. meydana geliyorsa, bu konunun muhatapları gerekli önlemleri almadığı veya sonrasında ihtiyaç duyulan adımları atmadığı için konuyla alakalı sorumluluğu almak ve kamuoyunu tüm şeffaflığıyla bilgilendirmek zorundadır. Ve hatta sorumsuzluk veya ihmal varsa, siyasi ve hukuki açıdan bedelini de ödemelidir. Deprem oluyor, insanlar intihar ediyor, kadınlar öldürülüyor, işsizlik artıyor, adalete güven azalıyor, ekonomik problemler büyüyor… Yetki var, sorumluluk yok!

Acı gelişmeleri, acaba hangi kötü haberi alacağız diye haberleri takip ediyoruz. Beni en çok üzen olayların başında, Marmaris’te yangın söndürme çalışmalarında Şahin Akdemir’in hayatını kaybetmesi oldu. Memleketin çocukları yardımseverdir, en iyisini hak eder, buna hiç şüphem yok. Erenlerden, Aybükelerden, Necmettinlerden, Neşelerden biliyoruz. Uğruna hayatını kaybettiği bizler; niyetine, gayretine, çabasına ve inancına minnettar kalacağız ve ardından “Yetki sahipleri gerekli önlemleri almadığı ve yetersiz kaldıkları için bu acıların baş sorumlusudur.” Diye söylemekten geri kalmayacağız.  Çünkü biliyoruz ki; güçlü devlet, gençlerini yaşatan devlettir.

Orman yangınlarında, terör örgütlerinin rol oynadığı ciddi şekilde tartışılıyor. Türkiye için terör yeni bir problem değil, yıllardır mücadele veriyor, bedeller ödüyoruz. Terör örgütü PKK’ya bağlı olduğu bilinen Ateşin Çocukları İnisiyatifi, orman yangınlarını üstlendi. Bunu, psikolojik üstünlük sağlamak amacıyla mı ifade etti, yoksa doğrudan mı gerçekleştirdi, bilemiyoruz. Devlet kaynakları, bu yönde bir açıklamayı henüz doğrulamazken, PKK’nın daha önce buna benzer terör eylemleri gerçekleştirdiklerini biliyoruz. Son dönem orman yangınları incelendiğinde, bu durumu küresel bir problem olarak ele alabiliriz. Bölgenin yangın haritası incelendiğinde bu durum açıkça görülüyor. Durum böyle olunca, eğer bir terör eylemi varsa, var olan yangınları yaygınlaştırma noktasında rol oynadıkları kanaatine varılabilir. Terör örgütüne psikolojik üstünlük sağlamamak adına, devlet birimlerinin kamuoyunu doğru şekilde bilgilendirmesini beklemek ve bunu talep etmek en makul tutum olacaktır.

Bu gelişmeler ve tartışmaların yanında, bugünlerde sosyal medyada yayılan #HelpTurkey ve #StrongTurkey söylemleri, toplumu ikiye ayırmış durumda. Öncelikle #HelpTurkey hashtag’ı İnstagram üzerinden kitlelere ulaştı ve ardından Twitter üzerinden Türkiye’de gündem oldu. Kim tarafından başlatıldığı ve art niyet içerip içermediği konusunda bir bilgim olmamakla beraber, bu çağrıya destek veren kişilerin niyetlerinin iyi olduğundan şüphem yok. Yangınların önlenememesi ve bölgeye gerekli yardımların gitmemesi, insanları alternatif arayışları yöneltmiştir ve bu son derece doğaldır. Öte yandan, Türkiye nasıl yumuşak güç unsuru olarak dünyanın farklı bölgelerine çeşitli yardımlar yapıyorsa, doğal afet ve kriz durumlarında da destek istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Ve devletler, küresel problemleri ancak bu şekilde aşabilirler. Ardından bu konuyu “Siz devleti aciz düşürüyorsunuz, bizim devletimiz güçlüdür.” Şeklinde yaklaşımla ele alıp #StrongTurkey söylemi üretildi. Açıkçası bu söylemin son derece popülist, şovenist ve içi boş bir devletçi tutumu barındırdığını ifade etmeliyim. Üzgünüm, kendi vatandaşlarını #HelpTurkey yazma durumuna iten kim varsa, devleti asıl onlar aciz gösteriyorlar.

Çünkü, güçlü devlet, operasyona açık hale gelmeyen devlettir. 

Güçlü devlet, vatandaşını #HelpTurkiye tweet’i atmaya mahrum bırakmayan devlettir.

-Ersin Kopuz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Savaşçı Türk Kadınları:Amazonlar

                                           Amerikalı Arkeolog Prof. Dr. Jeannine Davis Kimball, Amazonların Turani soydan geldiğini bilimsel temellendirmelerle belirtmesinin ardından Amazonlarla ilgili çalışma ve tartışmalar farklı bir boyut kazandı.                                                  Amazonlarla ilgili araştırmaları bulunan ve kadın savaşçılara yönelik ilgi ve çalışmaları olan Kimball'ın Pers sanatı konusundaki çalışmaları, bugün Türk dünyasının bilinmeyen bir yönünün daha aydınlanmasına neden oldu. İran'da yaptığı çalışmalarda Sasanilerin atalarının bulunduğu rölyeflere rastlayan Kimball'ın, tasvirlerdeki bazı noktalar dikkatini çekti. Rölyeflerde yer alan kadın savaşçıların varlığı ve orada bu konuyla ilgili edindiği bilgiler neticesinde k...

Türkiye'de STK'ların Özerkliği: Fon Tartışmaları Üzerine Bir Değerlendirme

  Batı’nın siyasi, sosyal ve ekonomik değişimleri çerçevesinde gelişen bir kavram olan sivil toplum; gönüllü, kendi kendini üreten, kendi kendini destekleyen ve devletin resmi örgütlerinin dışında kalan organize sosyal yaşam alanı olarak tanımlanabilir (Ateş ve Nohutçu, 2006:248).Sivil toplum bireysel çıkarlardan çok kamusal amaçları hedefleyen, çoğulcu toplum yapısı ile farklılıkları bir arada barındıran yapıdır. Sivil toplumun iki temel işlevi vardır: İktidarın denetlenmesi ve devletin demokratikleşmesi. Sivil toplum, demokratik kurumların inşasında ve devletin meşruluğunun sağlanmasında bir araç olarak değerlendirilirken, etkin bir yapıya sahip olması durumunda hesap verebilir ve şeffaf bir sistem yaratır (Diamond, 1994:7-11).   Sivil toplum tipolojileri incelendiğinde 4 model karşımıza çıkmaktadır: Sosyal demokrat, liberal, korporatist ve gelişmekte olan ülke modelleri (TÜSEV, 2020: 16). Türkiye’de sosyal hizmetlerin sunumunun kamu ağırlıklı olması, kurumsal kapasite...